Dünya tarihine baktığımız zaman, iyilik ile kötülüğün sonsuz savaşını görürüz. Kuran-ı Kerim ve İncil’de “Yecüc – Mecüc”, Tevrat’ta ise “Gog-Magog” kavimlerinin fenalıklarından sıkça bahsedilir. Yecüc ve Mecüc hadisesi kutsal kaynaklara göre “Zulkarneyn” ismiyle anılan, insanüstü güçleri olan şahsiyete bağlanmaktadır ve bu kavimler adeta yeryüzünden silinmiş nesine kayıp olmuşlardır. Bunun nedeni söz konusu kavimlerin yeryüzünde değil de bizim onlara ulaşamadığımız bir boyutta yaşadıkları olabilir mi?

İyi ile kötünün savaşı kadar “yeraltı” ve “gökyüzü” kavramları da toplumların kutsal geçmişlerinde sıkça bahsedilmiştir. Yeraltı; karanlık ve kötülüğün sembolü olarak kullanılmış, yeryüzünde kötülük yapmış ve cezalandırılmayı hak etmiş beşerlerin, ölümden sonra sonsuz azap çekeceği yer olarak anlatılmıştır. Yani eski kavimler yer altını, günümüzdeki “cehennem” kavramına benzer şekilde kullanmışlardır. Gökyüzü ise aydınlık ve büyüleyici maviliğiyle günümüzdeki “cennet” kavramı yerine kullanılmıştır.

Yunan Mitolojisi’nde ki cehennem yeraltıdır ve Hades yeraltının efendisidir. Sümer Mitolojisi’nde ise kötü insanların öldükten sonra düşeceği çukurdan bahsedilmiştir ve bu ölüler diyarının kraliçesi “Tanrıça Ereşkigal’dir. Kur’un kardeşi olan “Tanrıça İnanna” yeraltı aleminin de kraliçesi olmak ister ve bu aleme “7 kapıdan” geçerek iner. Benzer inanışlar yine Türk tarihinde ve şamanizm inancında da görülmektedir. Türk Mitolojisinde geçen bir tanrı olan Erlik Han, yeraltı dünyasında kötü ruhların başında bulunurdu. Buraya kadar anlattıklarımızdan da görüldüğü üzere, tarih boyunca “yeraltında” bir oluşumun olduğu inancının ne kadar kuvvetli olduğunu anlamış .

Agarta ve Şamballa ile ilgili görsel sonucu

Agartha (Agarta) ve Oyuk Dünya Kavramları

Budizm kökenli bir kelime olan Agartha, yeraltında varolduğuna inanılan ve milyonlarca kişinin yaşamış olduğu düşünülen uygarlığa verilen bir addır. Başkenti “Şambala (Shambala)” olan ve ileri bir medeniyete sahip olan bu imparatorluğun kralı, doğu kültürü inanışlarına göre aynı zamanda Dünya’nın da kralı olarak bilinir ve Şambala Kralı’nın dünyada temsilcisi vardır. Bazı inanışlara göre bu temsilci “Dalay Lama (Dalai Lama)”dır.

Dünya’nın 2 ayrı ucunda, Tibet ve Brezilya’da, Agartha’ya açılan tünellerin olduğu söylenmektedir. Mısır’da ise Giza Piramiti’nin altında yeralan gizli odalar olduğu ve bu odalarda bulunan tüneller sayesinde firavunların yeraltı dünyasına geçerek buradaki üstün varlıklarla temas kurabildikleri söyleniyor. Mısır hiyerogliflerinde insan dışı varlıkların tasvirlerine sıkça rastlanması da bu teoriyi kuvvetlendirmektedir.

Dünyamızın yaklaşık 1200 km içerisinde yer alan devasa bir boşluk olduğu ve boşluk içerisinde ayrı bir güneşin bulunduğu, içinde ırmakların aktığı ve yaşam koşulları oldukça elverişli olduğu söylenen, yani dünyamızın içerisinde ayrı bir dünya olduğu inancı gitgide popülerleşmektedir. Öyleki kuzey ve güney kutup dairelerinin bulunduğu yerlerde bu dünya açılan büyük deliklerin olduğu, bu deliklerin uzaydan çekilen fotoğraflarda açıkça görüldüğü fakat NASA tarafından bu görüntülerin karartıldığı ve gizlenmeye çalışıldığı söylenmektedir.

Agarta ve Şamballa ile ilgili görsel sonucu

En Büyük Tanık Amiral Byrd

Bununla ilgili fiziksel verilerde bulunmaktadır. Amerikalı Amiral Byrd, Güney Kutbuna bir keşif gezisi yapar. Uçuşu sırasında, kutup dairesi üzerinden geçerken buz dağlarının çepeçevre yükseldiği bir bölgede, kutup ikliminin tam tersi şekilde, 23 Santigrat derece civarında tropikal bir iklimle karşılaşır. Burada, haritada daha önce görmediği sıradağların olduğu ve dağların arasında yemyeşil bitki örtüsünün uzandığı, yeşilliklerin içinden ırmakların aktığını görür. Bu bölgede mamut gibi tropikal bölgelerde yaşayan değişik canlı türleriyle de karşılaşır. Gördüğü manzarayı kuleye aktarır, her şey kayıt altına geçer fakat bu kayıtlar hiçbir zaman halka açıklanmaz. Bu olayın ayrıntısı ise daha sonra Amiral Byrd’ın gizli günlüğünde ortaya çıkar. Günlükte, Byrd’ın yeraltı uygarlığında yaşayan varlıklar tarafından karşılandığı ve bu uygarlığa seyahat ettiği iddiası da ayrıntılı bir şekilde anlatılmaktadır.

Günümüzde Güney Kutbunda yapılan araştırmalarda, donmuş halde olan mamutlar bulunmuş ve bu mamutların da midelerinde tropikal bitkilere rastlanmıştır. Bu ve bunun gibi pek çok bulgu Amiral Byrd’ın yaşadığını iddia ettiği olayı doğrular niteliktedir.

Oyuk Dünya Teorisi, Agartha Medeniyeti ve Hitler’le olan Bağlantısı

Yakın tarihimize gelecek olursak Hitler’in Agartha ve Atlantis gibi kadim uygarlıklara saplantılı derecede ilgisi bulunmaktaydı. Nazi Almanyası’nın gizli arşivlerini araştırmak için yıllarını veren Alman tarihçilerin ellerine eşsiz kağıtlar geçer…
Yukarıda görmüş olduğunuz belgede, yeraltındaki girişler ve yollar tarif edilmekte. Binlerce yıllık bu Tibet Haritası, Tibetli bir rahip tarafından 1939 yılında Alman generallere verilmiş. Tibetli rahipler, Nazilerin adaletli bir dünya kuracağına inanmışlar ve ilimlerini onlarla paylaşmışlardı. Hitlerin karargahının yerle bir olmasıyla sonuçlanan harekattan sonra karargahta bulunan 3 budist rahibe ait olan cesetler de bu birlikteliğin kanıtıydı.

Hitler’in konuyla bu kadar ilgilenmesi boşuna değildi. Hitler’e “Alman Irksal Araştırma ve Eğitim Cemiyeti (Ahnenerbe)” başkanı “Herman Wirth” tarafından sunulan bir rapor vardır. Bu raporda Wirth şöyle söylemekteydi;

Führer’im! Spiritüel ayinimiz tarafından çağırılan yüce Alman Ruhu; bize dünyanın içinin boş olduğunu, merkezinde bir güneşin parladığını anlattı. İçeride bir hayat var, bir uygarlık yaşıyor… Orda biz Atlantis’i bulacağız. Führer’im! Sizin yüce misyonunuz, dünyanın sadece yüzeyini değil, içini de fethetmektir.
Almanlar, kadim ve gizli uygarlıkların sırlarının peşine savaştan çok önce düşmüşlerdi. Bu gizli kalmış gerçeklere ulaşmak ve onların ilimlerine sahip olmak adına, dünya tarihinde eşi benzeri görülmemiş, devlet tarafından resmi olarak desteklenen ve finanse edilen tek teşkilat olma özelliğini taşıyan “Alman Irksal Araştırma ve Eğitim Cemiyeti (Ahnenerbe)“ni kurdular.

İlgili resim

Tarihteki hiçbir organizasyon Ahnenerbe kadar muazzam bilgi birikimine ve teknoloji üzerinde bu denli etkiye sahip olmamıştır. Tarihte, devlet tarafından resmi olarak desteklenen tek büyü ve mistik araştırma komisyonu olan Ahnenerbe, günümüzde bile dünyanın en güçlü devletlerinin istihbarat birimlerince araştırılmakta ve sırlarına vakıf olmaya çalışılmaktadır. ABD’nin teknolojik olarak çağ atlamasına neden olan gelişmenin, Ahnenerbe’nin kısmen deşifre olmasından sonra yaşandığı söylenir.

Hitler’in büyük desteğiyle devam ettirilen çalışmalarda, kutup dairelerinde araştırma yapılması için birçok denizaltı inşa edildi ve mürettabat oluşturuldu. Kutuplarda nazi üsleri kuruldu, bu bölgelerde yeraltına doğru uzanan tüneller bulundu ve bu tünellerde sıcaklık 20 derecenin üzerinde seyrediyordu. Tüm bu gelişmeler Führer’e büyük bir heyecanla anlatılıyor ve her bir gelişmeden sonra çalışmalar daha da hızlanıyordu. Bir inanışa göre de Hitler, II. Dünya Savaşı’nda ölmemiş önce Arjantin’e, oradan da bu gizli bölgelere geçerek hayatını devam ettirmiştir.

11 Haziran 1945’te Alman Deniz Kuvvetleri Karargah Binası’nda yapılan araştırmada, Sovyet İstihbaratı: “Sadece Führer’in A Sınıfı Sualtı Botları Birliğinin kaptanına” isimli bir belge geçti.

Bu belge, denizaltındaki geçitleri gösteren yüksek gizlilikteki 38 haritadan oluşuyordu. Daha net bir şekilde söylemek gerekirse, Antartika buzlarının altında Agarta (Nazi haritalarında Asgard olarak geçer) isimli gizemli bir şehre giden sualtı koridorları mevcuttu.

göre bir şekilde yeraltı uygarlığının yöneticileri ile irtibata geçilmişti. Günümüzde dahi Kraliçe Maud’un Toprakları denilen yerde, Alman Antartika İstasyonu “Neumayer” faaliyettedir. Kim bilir, belki de Almanlar hala atalarının izlerini araştırıyorlardır.

Anadolu’da yeraltı ülkesi

1960’li yıllarda Nevşehir’in Kaymaklı ve Derinkuyu kasabaların altında yeraltı kentleri ortaya çıkarıldı. Nevşehir’in 27 kilometre güneyindeki Derinkuyu’da 20 yıldan fazla süren kazılar sonunda, toplam 6 kat ortaya çıkarıldı. Odalar tünellerle birbirine bağlanmıştı. Derinlerde daha ulaşılamamış birçok katın da bulunduğu anlaşıldı. Bölgede kazılar sürdü. Nevşehir’in 18 kilometre güneyindeki Kaymaklı kasabasını altında da bir başka yeraltı kenti bulundu. Burada katların sayısı 8’di. her birinde 15 oda vardı. Hem Derinkuyu’da hem de Kaymaklı’da ortaya çıkarılan yeraltı kentleri incelendiğinde, ortaya bir mühendislik mûcizesi olduğu anlaşıldı.

Mükemmel bir havalandırma sistemiyle ısı daima sabit kalıyordu. Kayaların yapısı yumuşaktı. Fakat makine kullanmadan bunları oymak imkansız gibi görünüyordu. Basamaklar ve dehlizler yoluyla bütün odaların birbirleriyle bağlantısı vardı. İşin en ilginç yanı bu yeraltı şehirlerinde hangi katta olursanız olun hiçbir besin maddesinin bozulup, küflenmemesi, kokmaması ve kurtlan maması. Sanki ilk günkü gibi tazeliğini koruması. Gidilebilen en alt katta bir sigara içilse hiçbir şekilde ne koku ne de dumanın kalmaması ve anında dışarı atılması. Daha da garibi yazın serin, kışın de oda sıcaklığında olması. Yapılan araştırmalar sonunda, bu yeraltı kentlerinde, Romalılardan kaçan Hıristiyanlar saklandığını tespit edildi.

İlgili resim

Hıristiyanlar buralarda yaşamış olabilirler, fakat kentleri yapmış olamazlar. Çünkü o dönemin bilinen mühendislik tekniği bu kentleri inşâ edecek düzeyde değildi.
“Tanrıların Arabaları” adlı kitabıyla bütün dünyada tanınan İsviçreli Araştırmacı Erich von Däniken 1982’de Türkiye’ye geldi. Kaymaklı ve Derinkuyu’da incelemeler yaptı. Däniken’e göre, bu yeraltı kentleri havadan gelen saldırılardan korunmak için inşâ edildi. Peki fakat insanlara saldıranlar kimlerdi?

Däniken “Bunlar, bir zamanlar dünyayı idare etmiş uzaylılardı” diyor. İddia gerçekten çok ilginçtir. Çünkü Kaymaklı ve Derinkuyu yeraltı kentlerinin bugünkü halini inceleyen mühendisler, buraların mükemmel sığınaklar olabileceğini ileri sürdüler. Hem de toplam 50.000 kişinin barınabileceği bir sığınak!…

Bundan yıllarca önce Bilinmeyen Dergisi için yaptığımız araştırma gezilerinde bizim de duyduğumuz zaman şaşırdığımız ilginç hikayeler var. Kaymaklı ve Derinkuyu köylüleri arasında yaygın bir inanç var. Onlar ne Däniken’i tanıyorlar, ne de onun tarihi ve bilimi altüst eden ünlü tezlerini…
Köylüler, dedelerinden duydukları, dedelerinin de dedelerinden duymuş oldukları öyküleri anlatıyorlar.

Buna göre, çok eski zamanlarda bu topraklarda melekler yaşıyormuş. Bu melekler buraya göklerden ışık saçarak uçarak gelmişler. Ülkeyi çok beğenmişler ve yerleşmeye karar vermişler. Fakat bir süre sonra göklerden başka ziyaretçiler de gelmiş. Bunlar kötü meleklermiş ya da cinlermiş ve amaçları iyi melekleri yok etmekmiş. Uzun zaman çarpışmışlar fakat melekler kötü kuvvetli varlıklarla baş edememişler. Onların etkilerinden korunmak için sihirle yeraltı kentlerini yapmışlar ve dünyanın içine saklanmışlarmış. Melekler hâlâ saklanıyorlarmış. Köylüler onların kimi geceler nurdan ışıklar halinde göğe yükseldiğini görüyorlarmış.

Arkeologlar, Nevşehir bölgesinde daha ortaya çıkarılamamış birçok başka yeraltı dehlizi olduğunu tespit ettiler. Bu iddiaya göre, -eğer bu doğruysa- Anadolu’nun altında bir yeraltı ülkesi var demektir!… Hatta bir başka teoriye göre bu yeraltı şehirleri Anadolu’yu boydan boya kat ediyormuş. Doğu’da Nemrut Dağı’nın altından, batı da Efes-Meryemana’ya kadar uzandığı ve bu güzergâh üstünde pek çok şehirde de bu yeraltı tünelleriyle bağlantı ve giriş noktaları olduğu kimi çevreler tarafından bilinmekte.. Ankara’da Augustus tapınağı ve Roma hamamının bulunduğu yerde kalenin altında ve hatta Atatürk’ün genç kızlarımız için açtığı Olgunlaşma Enstitüsünün altında bile bu yeraltı dehlizlerine bağlanan gizli kapılar ve geçitler bulunmaktadır. Tabii hepsinin üstünde de kocaman asma demir kilitler…

Norveç’teki Dolsten mağaralarının yeraltından ve denizaltından İskoçya’ya kadar uzandığı iddia edilir. Ernst Betha’ya göre, Güney Harz dağlarındaki bir giriş İran’a kadar uzanmaktadır. Mısır’da yayınlanan “Bilinmeyen Dünyaya Giden Esrarlı Yol” adlı kitapta, Gize Piramidi’nin altındaki sonsuz bir tünelden söz edilir. Bu tünel dünyanın içine kadar uzanmaktaydı.

İlgili resim

Bilim insanları, Batı Afrika’da Atlantik Okyanusunun altından geçen bir tünel girişi keşfetmişlerdi. Moskova şehrinin altında Stalin tarafından yaptırılmış bir yeraltı sistemi vardır. Burası yüz binlerce insanı barındırma kapasitesine sahip, askeri komuta merkezleri, tamirhaneleri, hastaneleri, mühimmat depoları ve demiryollarıyla tam bir yeraltı kenti manzarası sunmaktadır. Arjantin’in başkenti. Buenos Aires’in caddelerinin 15 metre altında, bütün girişleri birbirine bağlı olan bir mağara ağı bulunmaktadır. Bu tip mağaralara Cordoba ve Parana gibi Arjantin şehirlerinin altında da rastlanmaktadır. Newyork’ta yeraltında bulunan metronun yanında üçgen şeklindeki bir tünel sistemi bulunmaktadır. Diğer bir tünel sistemiyse, Manhattan’ın altındadır. Japon yazar Shun Akiba, “Teito Tokyo Kakusareta Chikamono Himitsu” (İmparatorluk Şehri Tokyo: Gizli Yeraltı Şebekelerinin Sırrı) adlı eserinde Tokyo şehrinin altında bir yeraltı ağı olduğunu iddia etmektedir. Macaristan’daki Eger şehri yakınlarında oldukça eski ve 60 kilometre uzunluğunda, yüksek bir teknoloji kullanılarak açıldığı sanılan tünelin kimler tarafından yapıldığı bilinmiyor.

Afganistan’ın kuzeyinde, Atlantis’ten kaçabilen insanlar tarafından yapıldığı iddia edilen, tünel ve bunker harabeleri bugün bile görülmektedir. Efsanelerde buralarda “Agarti” denmektedir. ABD’li araştırmacı Dr. Ron Anjard “Pursuit Magazine”de yerlilerin efsanelerini değerlendirdiği bir makalesinde ABD’de 44 adet yeraltı şehri olduğunu iddia etmişti. Bu kabilelerden “Anjard” kabilesi, yeraltı şehirleri ve onlarla ilgili uygarlıklar hakkındaki bilgilerini hâlen gizli tutmaktadır. 1895’te Kaliforniya’da bulunan Yosemit Vadisi’nde araştırma yapan bir grup bilim insanı, 2.50 metre boyunda bir kadın mumyası bulmuştu. Nevada’da bir insana ait dev bir uyluk kemiği bulunmuştu. Bu kemiğin büyüklüğünden, o insanın 3 metre boyunda olduğu ortaya çıktı. J. C. Brown, 1904’te Cascade dağlarında (Wilson/Arizona yakınlarında) bulunan bir mağarada dev insan kemikleri buldu. ABD’de Dr. R. F. Bruce, 1964’te, Colarado çölündeki Panamit Dağı’nın güneyinde 80.000 yıl öncesine kadar uzanan eski bir medeniyete ait mağaralar sistemi buldu. Dr. Bruce’nin buluntuları değerlendirmesine göre, buralarda yaşayanlar 2.70-3.10 metre boyunda dev insanlardı!… Dr. Bruce bu insanların yok olan Mu imparatorluğunda yaşamış olduklarını iddia etmişti. İddialara göre, 10 Nisan 1963’de Amerikan “Trasher” nükleer denizatlısı, deniz altındaki geçitleri ve mağaraları incelerken iz bırakmadan kaybolmuştu.

Kaynaklar [1] David L. Pike, “Passage Through Hell: Modernist Descents, Medieval Undergrounds”, Cornell University Press, New York 1997. [2] Serkan Güneş, “YERALTI MEKANI VE KAVRAMININ TOPLUM VE İMGELEM ÜZERİNE ETKİSİ”, METU JFA 2010/2, s.127-128. [3] Robert Fagles, “The Illiad”, Penguin Classics, New York 1998. [4] M. ABDELKADER, “A Geocosmos: Mapping Outer Space int”, 1983. [5] Tevrat, Hoşea, 6/1-3; Tekvin, 25/8,; Pirke Abot, 4/22 [6] Tevrat, Eyub, 10/22 [7] Tevrat, Tesniye, 32/39 [8] Tevrat, Eyub, 17/4; Eyub 33/23-26; Tekvîn, 37/35 [9] Tevrat, Tesniye, 32/22; Mezmurlar, 48/18; 54/16; 62/10; 85/13; 87/7; 138/ 8; Eyub, 17/16; Süleyman’ın Meselleri, 9/18 [10] Tevrat, Hezekiel, 32/17-32 [11] İncil, Luka, 8/31; Vahiy, 9/11; 20/1,3 [12] İncil, Luka, 16/22 [13] Kurân, Vakıa Suresi, 95 [14] Kurân, Hicr Suresi, 43-4. [15] Kurân, Nisa Suresi 145 [16] Kurân, Meryem Suresi, 59 [17] Kurân, Al-i İmran Suresi, 4, 21, 176 [18] Kurân, Mearic Suresi, 15; Leyl Suresi, 14; Furkan Suresi, 11 [19] Kurân, Neml Suresi, 82 [20] The Japan Times, 1 Mart 2003 [21] mistikalem.com/kose…/3232-dunya-icinde-dunya-oyuk-dunya.html [22] İncil, Sam. 2/6; Gen. 37/35; Luka 10/15 [23] hanifislam.free.fr/zigzag/bol06/bol06c.htm

Kaynak telif hakli.
https://invalid.invalid/…/1555847-oyuk-dunya-agartha-ve-sam…